|
PERDE 2: OYUNCULAR
“’Sweeney’nin uzun ve başarılı bir sahne kariyeri oldu; ama yine de, bir bakıma Sweeney’ye duygusal olarak yaklaşma fırsatını hiç bulamadınız” diyen yapımcı Parkes sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sahnenin özelliği bu. Yakın çekim olmuyor. Ama Tim’i ve özellikle de Johnny’yi (Depp) bu denkleme kattığınızda, duygusal açıdan Sweeney’nin derinliğine inme imkanı buluyorsunuz. Bu durum, bir bakıma oyuna bakışınızı yeniden tanımlıyor”.
Sahnede, Sweeney Todd ve Bayan Lovett genellikle 50-60 yaşındaki oyuncular tarafından canlandırıldı. Burton ise bu filmde genç oyunculara yer vermeye kararlıydı. “Bana öyle geldi ki bunun enerjisini oyuncuları gençleştirerek, 40’larında oyuncular kullanarak arttırabilirdik; böylece yaşları da hikayenin özüne daha uygun olabilirdi. Ergenlik çağında birini 30 yaşında bir oyuncunun oynamasına gerek kalmazdı. Sahnede böyle bir şey sorun yaratmasa da, bana göre bizim seçimimiz sinemaya çok daha uygun bir enerjiydi”.
Yapımcı Walter Parkes bu konuda, “Tim özel bir an yaşayıp kaybetmiş iki insan arasında bir romantik ilişki olasılığı olmasını çok istedi. Bence bunu sağlamak için Helena da Johhny kadar emek verdi. Filmin sonunda Helena’nın benim en sevdiğim şarkı olan ‘By the Sea’yi söylediği bir an var. Bu sırada, her şeyi bir yana bırakabilselerdi, Sweeney ve küçük Toby’yle nasıl bir yaşamları olabileceğini hayal ediyor. Çok dokunaklı ve çok güzel bir an çünkü sade, doğrudan, süssüz ve hakikaten duygusal. Tüm bunları daha da pekiştiren şey, bu üç insanın üzerinde bir trajedi bulutu gezindiğini biliyor olmanız”.
“Bayan Lovett’ın en önemli özelliği kendisini fark bile etmeyen bir adama aşık olması” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Sweeney ona bakmıyor bile, ama öte yandan, Lovett cesetlerden kurtulmak için dahiyane bir fikirle karşısına çıktığında birden görünür oluyor. Aynı zamanda, iyi bir ortak, iyi bir tamamlayıcı çünkü Sweeney tamamen içe dönük, Lovett ise dışa dönük. Çok pratik zekalı ve doğrusu bence çok daha akıllı. On beş yıl önce evliyken, Sweeney’nin ev sahibesiydi. Dolayısıyla, Sweeney, Avustralya’dan geri dönüp onu bulunca, ona turta dükkanının üstündeki eski odasını geri veriyor. Ama gerçek şu ki Sweeney’ye oldum olası aşık. Sweeney’nin ise ona zerre kadar aldırdığını sanmıyorum. Karısının intikamını almaktan başka bir şey görmüyor gözü. Ama Lovett’ın Sweeney’ye söylemekte başarısız olduğu çok önemli bir şey var…”
“Sweeney Todd’u ilk önce çok gizemli bir karakter olarak görüyoruz” diyen Logan, açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “Fazla bir şey söylemiyor ama gözlerinden anlıyorsunuz ki aklında sürekli bir şeyler var, bir sırrı var, kelimenin tam anlamıyla geçmişinin etkisi altında. Hikaye ilerledikçe, onu bu karanlık noktaya neyin getirdiğini anlıyoruz. Avustralya’da ağır hapis cezasından yeni kaçmış. Okyanusun ortasında bir salın üzerinde, intikam duygusuyla Londra’ya ulaşmaya çalışmış. Temel olarak, hayatını mahvetmiş insanlardan intikam istiyor”.
Sweeney Todd rolü için yönetmen Tim Burton’ın aklında tek bir aktör vardı. Yapımcı Richard Zanuck, “Johnny Depp, Sweeney Todd’u sadece Johnny Depp’in oynayabileceği gibi oynuyor. Risk almaktan mı söz ediyoruz, risk ne kadar büyükse, o rol Johnny için o kadar çekicidir. Johnny tüm kariyerini çoğu aktörün geri çevirdiği ya da çevireceği türden filmler ve roller üzerine kurdu. O bir kılık değiştirme ustası. Her seferinde benzersiz bir şey yapma ustası. Farklı bir görünüm, farklı bir kişilik; hele bu kez, herkesi kesinlikle hayrete düşürecek bir sesle sinemaseverlerin karşısına çıkıyor”.
Neslinin en usta aktörlerinden biri kabul edilen Depp’in popülaritesi, dünya çapında hit olan, ardından çok başarılı iki muazzam devam filmi gelen ve aktöre Oscar® adaylığı getiren “Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl”daki kaptan Jack Sparrow rolüyle kat kat arttı. “Aktör olarak yaptığı seçimlerden ötürü Johnny’ye her zaman hayran olmuşumdur çünkü hep kendi ışığının peşinden gidiyor” diyen Bonham Carter, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hiçbir zaman belli bir formüle göre, ya da kariyer yaratmak için, ya da fiziğine dayanarak bir şeyler yapmadı. Bence tuhaf bir şekilde birbirimize biraz benziyoruz: Nasıl göründüğümüze pek değer vermiyor, onu yerine kamuflaja bürünüp, kendimizden kaçmaya çalışıyoruz”.
“Sweeney Todd” Depp ve Burton’ın, “Edward Scissorhands”, “Ed Wood”, “Sleepy Hollow”, “Charlie and the Chocolate Factory” ve “Corpse Bride”dan sonra altıncı ortak çalışması. “Her iyi takım gibi onların da hemen hemen sözsüz bir iletişimleri var ve neredeyse birbirlerinin akıllarını okuyabiliyorlar” diyor Zanuck ve ekliyor: “Johnny rehberlik için Tim’e yöneliyor; Tim de Johnny’den hazırladığı şeyi hatta biraz daha fazlasını almayı deniyor. Birbirlerini gerçekten çok seviyorlar ve birbirleri için her şeyi yaparlar. Aralarında derin bir dostluk var. Her ikisi de sevecen, birlikte çalışması eğlenceli ve çalışkan insanlar. Her ikisi de formlarının zirvesindeler. Dolayısıyla, ortaya çıkan bileşim yenilikçilik ve yaratıcılık açısından muhteşem”.
“Ne zaman Johnny’yle beraber çalışsak, farklı bir şey yapmaya uğraşıyoruz. Tüm film boyunca şarkı söylemek de alışkın olduğumuz bir şey değil” diyen Burton, şöyle devam ediyor: “Hiçbir zaman, ‘Tamam, bu kolaydı. Sırada ne var?’ demek istemezsiniz. Johnny ve ben her zaman kendimizi zorlamak isteriz; bu yapım da mükemmel bir fırsattı”.
2001’in sonlarında, Burton henüz “Sweeney Todd”un yönetmenlik koltuğuna seçilmemişken, Depp’i güney Fransa’daki evinde ziyaret etti ve Angela Lansbury’nin oynadığı müzikalin bir CD’sini verdi. Depp o günü şöyle anlatıyor: “Tim bana, ‘Daha önce duydun mu bilmiyorum ama bir dinle’ dedi. Dinledim ve ’Oldukça ilginç’ diye düşündüm. Beş altı yıl sonra, ‘Şarkı söyleyebileceğini düşünüyor musun?’ diye bir soru geldi. Verdiğim cevap, ‘Bilmiyorum. Deneyebilirim’ oldu”.
Burton ise, “Onun müzikal bir yönü olduğunu biliyordum çünkü daha önce bir gruptaydı. Ama sanırım bir bakıma onu Sweeney Todd olarak net bir şekilde gördüm. Ayrıca, onun benimle sırf yapmış olmak için bir şey yapmayacağını biliyordum. Tek ihtiyacım olan buydu ve Johnny’nin yapabileceğini biliyordum. İçimden bir ses, yapabileceğini söylüyordu” diyor.
Aslında bir şarkıyı baştan sona hiç söylemediğini ifade etse de, Depp, 1980’lerde, Florida’da The Kids adlı bir grupta gitaristlik yapmıştı. “Öne çıkıp çok çabuk nakaratı söyleyen biriydim” diyor aktör gülerek ve ekliyor: “Bu topu topu üç saniye sürüyordu ve sonra geri gidip, karanlıkta gitarımı çalmaya devam ediyordum. Yani asla bütün bir şarkı söylemedim, kesinlikle. Tim’e, ‘Yakın bir arkadaşımla stüdyoya girip, kendimi vererek şarkıları söylemeye çalışacağım; amaca yeterince yaklaşmışsam, o zaman konuşabiliriz; yoksa seni arar, mümkün değil yapamayacağım derim’ dedim”.
Depp, şarkı söyleyip söyleyemediğini anlamak için, eski grubunun solisti ve bas gitaristi olan arkadaşı Bruce Witkin’i çağırdı. İkili, Witkin’in Los Angeles’taki stüdyosuna gittiler ve Depp’i “My Friends” şarkısını söylerken kaydettiler. “Hayatım boyunca söylediğim ilk şarkıydı. Oldukça tuhaf ve korkutucuydu” dese de, Depp arkadaşının dürüst davranarak, şarkı söyleyip söyleyemediği konusunda görüşünü belirteceğine güveniyordu. Witkin ise bu konuda şunları söylüyor: “‘İyi haberi mi kötü haberi mi önce istersin?’ diye sordum. Johnny önce kötüyü istedi. Bunun üzerine, ‘Kötü haber şu ki bunu yapmak zorunda kalacaksın’ dedim”.
Zanuck, Depp’in şarkı söylerkenki sesini ilk kez duyduğu günü şöyle aktarıyor: “Ofisimde bir telefon görüşmesi yapıyordum. Tim içeri daldı ve masanın üzerine küçük bir teyp ve kulaklıkları bırakıp çıktı. Telefonu kapattım, kulaklıkları taktım ve ilk kez Johnny’yi şarkı söylerken dinledim. Tim’in ofisine gittim ve birbirimize rahatlamış bir şekilde baktık. Yüzlerimizde kocaman bir gülümseme vardı. Johnny Depp’in harika bir sesi olduğunu ve bu işin altından kalkabileceğini anlamıştık”.
Bonham Carter, Depp’in şarkı söylerkenki sesi için, “Çok seksi” diyor ve ekliyor: “Çok seksi bir şekilde söylüyor; tam kendi gibi geliyor sesi. Heyecan verici olan da bu. Gerçekten içinden gelerek söylüyor. Son derece yalın, çok seksi, dokunaklı, cesur ve güzel; çok güzel ve içten”.
Burton da bu görüşü paylaşıyor: “Johnny’nin sesinde çok hoş bir tını var. İçten geliyor ki en güzel yanı bu”.
Depp için, Sweeney Todd’un kilit noktası onu bir katil değil bir kurban olarak görmekti. “Sweeney elbette karanlık bir kişilik” diyen aktör, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama bence çok da hassas, hatta aşırı hassas bir insan ve hayatında çok karanlık ve travmatik bir şey yaşamış, büyük bir adaletsizliğe maruz kalmış. Onu her zaman bir kurban olarak gördüm. O derecede işkenceye maruz kalmış herkes sonradan bir katile dönüşür demek istemiyorum. Ama onu her zaman biraz yavaş biri olarak gördüm. Aptal değil, ama biraz geriden gelen biri. Mükemmel bir dünyada mükemmel bir hayat yaşarken altındaki halı çekiliveriyor. On beş yıl boyunca cehennem hayatı yaşıyor. Geri gelmesinin tek nedeni ona yanlış yapmış bu insanları cezalandırmak”.
“Johnny Depp’in performansı oldukça kayda değer” diyor Sondheim ve ekliyor: “Sweeney’nin intikam arzusu, sessiz öfkesi ve duyduğu acı hikayeyi ileri taşıyor. Johnny en dar duygu aralığında bile en dikkat çeken çeşitliliği buluyor. Her an büyük bir yoğunluk içinde ve bunu bir an olsun bırakmıyor. Gerçek bir öfke görüyorsunuz”.
Depp ise şu yorumu getiriyor: “Mutlu hissetmekten aciz, ta ki ilerleme kaydedip hedefine çok daha yaklaşana, yani kendisine yanlış yapmış insanları öldürene dek”.
Sweeney’nin öldürmekte kullanmayı en sevdiği araç boğazkesen usturaları ki bunlar berber olarak da kullandığı araçlar. Bayan Lovett, Sweeney Avustralya’dayken bunları saklıyor. “Bence bu Lovett’ın Sweeney’yi ne kadar çok sevdiğinin bir göstergesi çünkü usturaları kolaylıkla satabilirdi” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Bunlar çok değerli usturalar. Ama Lovett onları satmak yerine saklıyor. Bence onun bir gün geri döneceği umuduna bir sarılış bu. Usturaları Sweeny’yi tamamlayan nesneler”.
Sweeney’nin ellerine geri döndüklerinde usturalar hem onun hayat çizgisi hem de intikam aracı oluyorlar ve Sweeney onlara “My Friends” (Dostlarım) şarkısında serenat yapıyor. Depp, “Bu usturalar onun ailesi. Onun birer uzantısı; gerçek ailesini kaybettiği için hayatının tek sevgi kaynakları” diyor.
Logan ise şunu anlatıyor: “Johnny ilk usturayı alıp tuttuğunda, tam bir sevgi anı yaşanıyor. Usturalarına şarkı söylediğinde, onları kendine yakın tutuyor ve bir sevgi şarkısı söylüyor. Onları tüm film boyunca özel bir kılıfta tutuyor”.
Sweeney’nin gerçek dünyayla tek bağlantısı, Logan’ın ifadesiyle, “20. yüzyıl tiyatrosunun en güzel dramatik yaratımlarından biri” olan Bayan Lovett. “Çok asık suratlı, düşünceli ve yaptığı işte çok ama çok ciddi olan Sweeney’nin tamamlayıcısı konumundaki Bayan Lovett hayat ve enerji dolu ve gözleri ışıl ışıl. O ve Sweeney birlikte durdurulamaz bir bileşim oluşturuyorlar” diyor Logan.
Richard Zanuck oyuncu seçimi konusunda şunları söylüyor: “Rolü isteyen pek çok insan vardı. Bunlardan çok önemli bir kaçı gelip, sadece piyano eşliğinde şarkı söylediler. Yaklaşık sekiz kişiydiler. Londra’da ve New York’ta birkaç seçme yaptık. Çok büyük bazı oyuncular kendileri gelmese de seslerini kaydedip gönderdiler”.
Bonham Carter (“Harry Potter and the Order of the Phoenix”) gençlik çağından bu yana Sondheim’ın müzikaline aşıktı. “Çalışma odamda oturup müziği ve şarkı sözlerini gözden geçirip dinlediğimi hatırlıyorum. Müziğe tam anlamıyla kendimi kaptırmıştım. Sondheim’ı her zaman sevdim. Hem söz hem müzik yazabildiğine göre gerçek bir deha” diyor aktris. Ama Bonham Carter’ın Sondheim’ın müziği ve şarkı sözlerine sevgisi sadece hayranlık olmaktan öteye gitti. Aktris, “On üç yaşımdan beri Bayan Lovett olmak istedim” diyor gülerek ve ekliyor: “Ortalıkta Bayan Lovett modeli saçla gezdim”.
Her ne kadar ergenlik çağından beri Lovett olmak istese de, Bonham Carter rolün şarkılarını söyleyip söyleyemeyeceğini bilmiyordu. Bu konuda da şunları söylüyor: “Hep bir müzikalde oynamak istemişimdir ama, banyo dışında, şarkı söyleyebileceğimi hiç düşünmedim”. Bonham Carter şarkı söylemeyi öğrenmek için kendine üç ay tanıdı. Bu süreci şöyle açıklıyor: “İnanılmaz bir öğretmen olan ve kısa süre önce kaybettiğimiz Ian Adam’a gittim. Kendisi çok da iyi şarkı söyleyemeyen oyunculara şarkı söyletmesiyle oldukça ünlüydü. Yaptığının yüzde doksanı size güven vermek ve ağzınızı açıp bir ses üretme konusunda kendinize inanmanızı sağlamak. Haziran-Eylül 2006 arasında her gün şarkı söyledim ve hemen hemen tüm şarkıyı öğrendim çünkü çok ama çok istekliydim. Tek şansımın elimden geldiğince iyi oynamak olduğunu düşündüm. Sondheim’ın Judi Dench’in ‘A Little Night Music’teki performansına bayıldığını biliyorum çünkü çok başarılı bir oyunculuktu. Ben de ‘Şarkı sözlerini çok iyi yansıtabilmek senin tek şansın’ diye düşündüm”.
Her ne kadar Burton “Planet of the Apes”, sonrasında da “Big Fish” ve “Charlie and the Chocolate Factory”de Bonham Carter’la birlikte çalışmış olsa da, ona Bayan Lovett rolü için oyuncu seçimi bir dizi kargaşayı da beraberinde getirdi; bunlardan küçümsenemeyecek biri de rolü sırf Burton’ın kız arkadaşı olduğu için aldığı düşüncesi uyanabileceğiydi. Yönetmen bu konuda, “Büyük bir rol olduğu için, rolü Helena’ya vermek konusunda çok gergindim. Bu bana göre bir şey değildi. Seçimi Sondheim’ın onaylaması önemliydi. Böyle bir rolde, gerçekten ama gerçekten çok iyi bir oyunculuk sergilemelisiniz” diyor.
Richard Zanuck kesin bir dille şunu ifade ediyor: “Helena ile arasındaki yakın ilişkiye rağmen, Tim kesinlikle yanlı değildi. Daha önce kimsenin bu kadar yakın olduğu birine böylesine nesnel olduğunu görmemiştim”.
Sondheim, Burton’ın tercihini bilmeden, tüm adayların seçmelerinin kasetlerini izledi o da Bonham Carter’da karar kıldı. Zanuck o anı şöyle anlatıyor: “Sayın Sondheim, ‘Bence kesinlikle en iyisi o’ dedi. Ses açısından değil, çünkü gerçekten çok yetenekli şarkıcılar vardı, ama sesini kişilik ve görüntüyle birleştirip, dört dörtlük bir Bayan Lovett olmuştu”.
“Tamamen dürüst olmak gerekirse, muhtemelen profesyonel hayatımın en iyi günüydü” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Açıkçası tam anlamıyla şoke oldum. Tim de öyle”.
Depp de aktris için, “Helena çok cesur. Hiç kuşkusuz filmin en zor rolü onunkiydi ve o bu rolü çok güzel bir şekilde kendinin yaptı. Bayan Lovett’ı hem kırılgan hem korkunç, hem eğlenceli hem tatlı yapmayı başardı. Helena o kadına pek çok açı kattı” diyor.
Aktris ise canlandırdığı karakteri şöyle niteliyor: “Onu ahlak anlayışına asla sahip olmayan, şevk ve hayat dolu, bir hayatta kalma savaşçısı olarak görüyorum. Sweeney bunalımlı ve içe kapanık biriyken, o coşkulu ve hayat dolu, kurnaz ve orta sınıfa mensup olmak isteyen biri. Ama onu esas motive eden şey, Bayan Lovett’ı esas tanımlayan şey onu sevmeyen birine delice aşık olması”.
Depp ise şunu ekliyor: “Lovett, Sweeney’nin öldürmeyi bu kadar çok düşünmemesini ve belki biraz daha romantik olmasını, kendisine daha çok dikkat etmesini tercih ederdi sanırım. Göz teması Sweeney’nin en güçlü yanlarından biri değil, hatta Bayan Lovett’la bile”.
“Öylesi bir karakterde çok hüzünlü, iz bırakan, duygusal ve sanrılı bir yan var” diyor Burton ve ekliyor: “O yüzden gerçekten böylesine mükemmel bir çiftler. Bu bir ilişki filmi”.
Ama Bayan Lovett’ın sevgisi sadece Todd’a yönelik değildir. Bir de Pirelli’nin genç asistanı Toby vardır. Toby genç kadının sorumluluğuna girmiştir. Bonham Carter bu konuda şunları söylüyor: “Bence annelik saplantısı var. Kendini Lovett ana, bir açıdan Doğa Ana gibi görüyor. Bu nedenle, insanlara karşı anaç bir tutumu var; Sweeney’ye karşı az olsa da, Toby’ye karşı kesinlikle böyle. Hayal kırıklığına uğramış bir anne gibi. Ona bir zamanlar anneymiş de çocuğunu kaybetmiş havası vermeye çalıştım. Böyle bir şey onu deliliğin eşiğine getirmiş olabilir. Toby’ye karşı böyle olmasının nedeni hayal kırıklığına uğramış bir anne olması ve Toby’nin onu örnek alması. Toby onun sözünü dinliyor. Sweeney ise dinlemiyor. Bu yüzden, oldukça yalnız. Oysa Toby onu bir hanımefendi olarak görüyor. Bu onun hep istediği bir diğer şey: Bir hanımefendi ve sosyetik biri olmak istiyor. Toby onu görülmek istediği gibi görüyor”.
Sweeney Todd’un dinmek bilmeyen intikamının hedefi Yargıç Turpin’i oynaması için, Burton’ın sağlam duruşlu bir aktöre ihtiyacı vardı.
“Yargıç kilit bir rol” diyor Zanuck ve ekliyor: “Sweeney’nin hapse atılmasının nedeni o. Dolayısıyla, Sweeney Londra’ya döndüğünde dişlerini geçirmek istediği kişi yargıç. Bize Johnny’ye denk bir rakip olabilecek biri gerekiyordu. Ayrıca, şarkı söylemesi de lazımdı. Ahlaksız olmalıydı. Kimse çok az şey yaparak Alan Rickman kadar kötü olamaz”.
Burton ise bu konuda şunları söylüyor: “Alan her zaman en sevdiğim aktörlerden olmuştu ve bunu geç fark ettim ki müthiş bir şarkı sesine sahip. Ayrıca onda tuhaf bir şekilde Vincent Price havası var. Bir duyguyu aktarmak için replik okumasına ya da bir şey söylemesine gerek yok. Kötü olabiliyor ama anlıyorsunuz ki onda tuhaf bir kırılganlık da var”.
Depp de yönetmene katılıyor: “Rickman inanılmaz çünkü bir an müthiş ürkütücüyken, hemen sonrasında da, aynı çekimin içinde kafasını çevirip çok tatlı, sıcacık bakışlı biri olabiliyor. Rickman gerçekten başka türlü biri”.
Şarkı söylemek Londra’daki Drama Sanatları Kraliyet Akademisi’ndeki (RADA) eğitiminin bir parçası idiyse de, Rickman daha önce hiçbir filmde şarkı söylememişti. “Finallerdeki müzikalde esas erkeği oynamıştım. Oyunculuğumun ilk dönemlerinde de ‘Guys and Dolls’un korosundaydım. Şarkı söylemek her zaman hoşuma gitmiştir ama karşıma böyle bir şeyin çıkacağını hiç düşünmemiştim. Hiç beklemediğiniz bir anda böyle sürprizlerle karşılaşmak çok güzel”.
Barker’ın yeni kimliğini tehlikeye sokan ama aynı zamanda kendisinin de bir sırrı bulunan gösterişli berber Pirelli rolü için, Burton, yetenekli İngiliz komedyen Sacha Baron Cohen’i seçti. Bu, aktörün çıkış yapmasını sağlayan “Borat: Cultural Leanings of America Make For Make Benefit Glorious Nation Of Kazakhstan”dan sonraki ilk filmiydi. “Pirelli kasabada Sweeney’nin rakibi olan berber. İkisi arasında kasaba meydanında büyük bir yüzleşme yaşanıyor” diyen yapımcı Laurie MacDonald, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Büyük ölçüde komik bir karakter; bu yüzden, Sacha’nın yetenekleri çok işe yaradı, ama bence insanları esas şaşırtacak olan şey ne kadar güzel şarkı söylediği ve bu diğer dünyada ne kadar güçlü bir performans ortaya koyduğu”.
Zanuck ise aktör için şunları söylüyor: “Onu ‘Borat’tan önce, henüz tanınmış bir isim olmadan önce seçmiştik. Projeye dahil olmak istediğini söyledi. Onunla önce bir kayıt stüdyosunda buluştuk. Bu kadar uzun boylu olduğunu bilmiyordum. İki metreye yakın ve çok yakışıklı. Bize bu müzikali hep sevmiş olduğunu ve daha önce korolarda şarkı söylediğini belirtti. Bu yüzden, kendisini kayıt odasına soktuk. ‘Sweeney Todd’dan bir şarkı söylemeye hazırlıklı değildi ama ‘Fiddler on the Roof/Damdaki Kemancı’dan bir şarkıyı o kadar güzel bir şekilde söyledi ki Tim’in de benim de ağzım açık kaldı. Çok komikti ama tüm o kahkahalar arasında ne kadar harika bir sesi olduğunu fark ettik. Bize göre rolü daha o anda almıştı. Muhteşemdi. Sacha filmde olağanüstü”.
Depp de bu görüşe katıldığını şu şekilde belirtiyor, “Sacha, ta Ali G.’den bu yana yıllardır büyük hayranlık duyduğum aktörlerden biri. Projeye dahil oldu ve bir anda hepimizin gönlünü fethetti. Onu izlemek ve onunla çalışmak bir zevkti. Yeni Peter Sellers’la tanışmak gibiydi. Kesinlikle müthiş yetenekli bir aktör”.
Yargıç Turpin’in fesat sağ kolu Beadle Bamford’ı Britanya’nın en saygın sinema, televizyon ve sahne sanatçısı Timothy Spall canlandırdı. Spall “Harry Potter” serisinde Peter Pettigrew rollerini üstlendi. Rickman gibi, Spall da RADA mezunu ve hem orada hem Mike Leigh imzalı Gilbert & Sullivan müzikal komedisi “Topsy-Turvy”de şarkı söyledi. Canlandırdığı karakter için, Spall şunları söylüyor: “Beadle gerçekten çok ahlaksız biri. Küçük bir memur olduğu halde yargıçla bağlantısı sayesinde, ona her şekilde yağ çekerek yetki elde etmiş. Yargıcın hem koruması hem sağ kolu. Görünürde veya üstü kapalı olarak yargıca çeşitli şeyler temin ediyor. Ayrıca çok da şiddetsever biri. Pek hoş bir insan değil”.
Oyuncu kadrosunun diğer oyuncuları ise sinemaya yeni adım atan isimler: Çok başarılı bir oyuncu olan Jamie Campbell Bower (Anthony), Glasgow Müzik ve Drama Kraliyer Akademisi ikinci sınıf öğrencisi Jayne Wisener (Johanna), öğrenci Edward Sanders (Toby), ve son olarak da, Londra West End sahnesinin deneyimli isimlerinden olup, “Mamma Mia”, “Mary Poppins” gibi müzikallerde rol alan ve “The Lord Of The Rings”de Galadiel rolünü üstlenen Laura Michelle Kelly.
_________________
|